Taslicayir Forum Ana Sayfa  
 SSS  •  Arama  •  Üye Listesi  •  Kullanıcı Grupları   •  Kayıt  •  Profil  •  Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın  •  Giriş
 ALEVİ-BEKTAŞİLİKTE TERİMLER -I- Sonraki başlık
Önceki başlık
Yeni başlık gönderBaşlığa cevap gönder
Yazar Mesaj
onur



Kayıt: 28 Ksm 2007
Mesajlar: 102

MesajTarih: Pts Şub 02, 2009 10:32 pm Alıntıyla Cevap GönderBaşa dön

KAVRAMLAR VE DEYİMLER

ABDAL: (Allah'ın kulu) anlamındadır. Bektaşilikte en yüce makamlardan birisidir. Dört kapı öğretisinde, kapılar Tanrı yolunda yürüyen bir insanın yükselmesi derinleşmesi için geçmek zorunda olduğu manevi aşamalardır. En son aşamada kişi insanı kamil olur. Tasavvuf inancına göre bunların sayısı 300 veya 360'dır. Onlarda kendi aralarında dinsel ve hiyerarşi bulunur. Bunların tümüne, kendi durum ve koşullarını değiştirme, güçlerine gönderme yapan bedel sözcüğünden türeterek Abdal denilir. Bu sayı müminlerin en saflarından, temizlerinden seçilerek tamamlanır.

ALEVİ TACI: Oniki bölümlü tac'dır. Diğer bir adıda Fahir'dir.
ALİ ABA, EHL-İ BEYT: Hz.Muhammed'in ev halkı olan Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir. Ahzab suresinin 33. ayeti ve Şura suresinin 23.ayeti geldiğinde Hazreti Muhammed bunları abasının altında toplayıp: 'Ya Rabb benim Ehl-i Beyt'im bunlardır, bunlardan her türlü kiri gider tertemiz yap' buyurduğundan ötürü Ali aba (Aba halkı) denilmiştir.

AŞIK: Bektaşi tarikatına ilgi duyan, ama henüz üye olmayan meraklı dost anlamına gelir. Saz çalan kimseler bu adla anılır. Duygusal açıdan ya da dinsel açıdan kendisini sevgiye, muhabbete, söze, saza kaptırmış olan, maşukun karşısında bulunan, ona kavuşmaya çalışan kimse anlamına da gelir.

AŞR-I MUHARREM: Muharremin onuncu günü okunan mersiyelere verilen ad.

AYAK MÜHÜRLEMEK: Mürşid huzurunda durulurken sağ ayak baş parmağının sol ayak parmağının üzerine konulması.

AYİN CEM: Alevi ve Bektaşi erkanının, zikrinin yapıldığı toplantı.

BABA: Rehberlik kademesinde olgunlaşmış kimseler bu makama yükselir. Genellikle Hazreti Pir'in sağlığında üçyüz kadar olan Halifelerinin soyundan gelenler bu makama gelir.

Baba'nın görevi; Rehberleri, dervişleri ve talipleri denetlemek, onlara yol göstermek, sorunlarına çözüm bulmaktır. Halife Baba'nın olmadığı durumlarda ise onun yerine ikrar alıp nasip vermek ve ayni cemi yürütmek; halife Baba'nın görevlerini vekaleten yüklenmektir.

Baba tarikat içinde marifet kapısıdır. Alevi Dedegan erkanında bu mekanda oturan kimseye Dede denilir. Babanın ibadeti rehberlerde olduğu gibi fiilidir. Aynel yakın mertebindedir. Tanrı'yı görerek ibadet eder.

Babalığa yükselecek olan rehber, babalık erkanı ile bu kademeye geçer. Baba olacak kimse, ilmen yakın olarak sözlü imtihana tabi tutulur. İmtihanı başarı ile kazanan ve üstün ahlaki değerler edinmiş olan rehber bundan sonra merasimle giydirilerek kendisine (Babalık icazetnamesi) verilir. Tabii ki bu işlem ayin cemi tüm kurallar yerine getirilerek yapılır.

BATIN: İç alem.

ÇAR ANASIR: Dört unsur, Toprak, Su, Hava, Ateş, İnsanı meydana getiren dört ana madde. Ruh madde değildir, Kişilik madde değildir.

ÇERAĞ(IŞIK) MAKAMI: Posttan sonra ikinci derece kabul edilen Çerağ'dır. Önemi iki konudan ileri gelmektir. Birinci konu maddi, ikinci konu ise manevidir.

Birincisi: Işık saçıp gece boyunca ayni cemin sağlıklı sürmesini sağlamasıdır. Çerağ nur olarak kabul edilir. Güneş, dünyanın çerağıdır. Güneş olmasa dünya karanlıkta kalır, hiçbir hayat olmaz. Işık hayatın kaynağıdır. Dünyadaki varlık güneşin sayesindedir. Güneş büyük çerağ olarak kabul edilir.

Manevi olan ikinci konuya gelince: Çerağ Tanrının nurudur, Bu nur, nübüvvet ve velayet olarak kendisini göstermiştir. Peygamberlik nurunun kaynağı Hazreti Muhammed'dir. Velilik nurunun kaynağı Hazreti Ali'dir.

Nübüvvet çerağı olan şeriat olmasa; insanlar Allah'ı tanımaz ve adaleti bilmezlerdi. Böylece yer yüzünde insanlık olmazdı.

Velayetin çerağı olan tarikat yolu olmasa idi; Kur'an-ı Kerim, Ahzab ve Hadid suresinde Tanrı şöyle buyurur: 'Ey Muhammed!seni bir şahid, bir müjdeleyici, bir(cehennem azabından uyaran) korkutucu gönderdik.'(Ahzab 45.)

'Hamd Allah'ın dinine ve O'na ibadete,O'nun izniyle bir davetçi,hem de nur saçan bir kandil olarak' (Azhab 46)

'Ey inananlar! Allah'tan sakının, Peygambere bağlanın ki Allah rahmetini size iki kat versin, size aydınlığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin, sizi bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, acıyandır.' (Hadid 2Cool

Hazreti Muhammed ve O'nun temiz soyu'nun (Hazreti Ali'nin) nuru hakkında ise Kur'an-ı Kerim Nur suresi 35.ayetinde Tanrı şöyle buyurmaktadır:

'Allah göklerin ve yerin nuru'dur. O'nun nuru içinde ışık bulunan bir kandile benzer. O ışık bir cam fanus içindedir. Cam'da sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu yalnız ne doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Onun yağı kendisine bir ateş dokunmasa bile hemen hemen ışık verir. Bu ışık nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. Allah herşeyi bilir.'

Nur suresi 35. ayetinin Hazreti Ali tarafından yorumlandığı ve bu tesfirin (Atiyye-i Sübbaniye) isimli eserdeki bölümü aşağıya alınmıştır.

'Hazreti Cabir bir gün kufe şehrinde Hz Ali’nin odasına girince. Gördü ki Hazreti Ebu Turab, gülerek bir şey yazıyor, merak etti.

-Ya Emirel Mü'minin, bu yazdığın ne, ne için gülüyorsunuz? dedi.

Hazreti İmam:

-Ya Cabir ,Cenabı Allah'ın bir çok ayeti kerimeleri vardır ki,herkes bilmez.İşte yazdığım surei Nur'da bunlardan biridir. Cenabı Allah bu ayette, Peygamberimizi ve evlatlarını işaret etmişlerdir. Şöyle ki: (Elmişkat) Resul Aleyhiselamdır, (Misbah) Fatıma'dır. (Züccace) Benim, (Züccacetün) oğullarım Hasan ve Hüseyin'dir, (Ke'enneha kevbetün düriyy)Ali İbni Hüseyin'dir, (Yukadü min şecaretin mübareketin) İbni Ali (Muhammaed Bakır)dır,(Zeytunetin) onun oğlu (Caferi Sadık)dır, (La şarkiyetin)onun oğlu (Musa El Kazım)dır, (Vela garbiyyetin) onun oğlu (Ali el Rıza)dır, (Yekadü zeydüha yudıy'u) onun oğlu (Muhammad Taki)dir, (Ve levlem temessehü nar) onun oğlu (Aliyyün Naki)dir, (Nir'unala nur) onun oğlu (Hasan el Askeri)dir, (Yedillahi linuri menyeşa) Muhammad Mehdi'dir. Diye cevap verir.'

Gerçekten de Hazreti Ali'nin lakaplarından birisi(Zücace)dir.

Ayni cem, İmam Hasan ve İmam Hüseyin adına konulan çerağ uyarılırken (yakılırken) Ahzab Suresinin 45.46. ayetleri ile Nur Suresinin 35.ayetleri okunur. Okunduktan sonra çerağlar uyarılır.

Diğer çerağlar bu çerağlardan alınan ışıkla çerağdır. Tercümanı okuyarak uyarılır.

Alevilerde önemli çerağ Kırkbudak denilen çerağdır. Bu kırkbudak şamdan hakkında Velayetname-i Hacı Bektaş Veli, isimli kitapta yeterli bilgi vardır.

ÇİFTE VAV ÇEVİRMEK: Aşure pişirilirken kepçeyi sağdaki 'Ya İmam' diyerek alır sağdan sola doğru çevirir. Soldaki alır 'ya Hüseyin' diyerek soldan sağa çevirir ve birlikte 'Selamullahi ale'l Hüseyin, lanetullahi ala katil'il Hüseyin! diyerek aşure çorbasını çift vav harfi çekerek karıştırma tarzıdır.

ÇİLE: Belirli bir süre içinde kendisine dünya nimetlerini yasaklamaktır. Çilehane, çilenin çekildiği yerdir.

ÇİLLE: Süresi ve günleri kesin değildir. Büyük çille ve küçük çille olarak ikiye ayrılır. Bazılarının er çillesi ve zenne çillesi diyerek de ayrıldığı olmuştur.

Çilehane iki diz üzerine oturabilecek büyüklüktedir. Yani son derece dardır. Bu daracık yerde çille çekecek olan kimse ancak iki dizi üzerine oturabilecek durumda kalır. Aynı durumda günlerce riyazet ve ibadet eder. Çillesinin bittiğine karar verildikten sonra can çillehaneden çıkartılır. Çille süresince oruç tutulur. Erbainde olduğu gibi çilleye girecek olanda abdestli olur.

DAR-ÜL EMAN: Ayn-ül cem kapısının adıdır. Güvene kavuşma kapısı anlamındadır.

DAR: Hallac-ı Mansur'un asıldığı direğe verilen ad. Alevilikte ise rızalık ve dua almak için Mürşid huzurunda ayak mühürleyerek dikilmektir. Dar, kutsaldır. Dara çıkarmak ilk defa İmam Hüseyin'den kalmıştır. Dar'a ilk çıkan Hazreti Ali olmuştur. Dardan ilk kurtaran İmam Hasan olmuştur. Dört türlü dar vardır, Dar-ı Hüseyin, Dar-ı Hallac-ı Mansur, Dar-ı Nesimi ve Dar-ı Fazlı.

1) Dar-ı Fazlı: Yüzüstü yere kapanma duruşuyla temsil edilir. Fazlullah-ı Hurufi gibi yol uğruna başı boyundan kestirmeyi göze alma anlamındadır.

2) Dar-ı Hüseyin: Ayak mühürleme duruşuyla sembolize edilir. Hz. İmam Hüseyin gibi yol uğruna canını başını vermeye hazır olma anlamına gelir.

3) Dar-ı Mansur: Bunun iki anlamı vardır: a) Dar, b) Asılma duruşuyla temsil edilen darağacında asılarak öldürülen Hallac-ı Mansur gibi yol uğruna ölümü göze alma, asılmaya hazır olma anlamını taşır.

4) Dar-ı Nesimi: Diz üstü duruşuyla temsil edilir. Nesimi gibi yol uğruna postu (deriyi) vermeye, asılmaya hazır olma anlamına gelir. Bunlar "Enel Hak diyen" Hallac-ı Mansur'un anısına tekkeye bağlanmanın yol uğruna canını feda etmenin bir simgesi olarak algılanır. Bir hizmetin konusu olan ya da bir hizmeti yerine getirmek isteyen her can, önce buraya çıkar ve teslim olur. Bu dara durmak, dara çekilmek, dara çıkmak, dara kalkmak terimleriyle ifade edilir. Pir, mürşit ve rehberin oluşturduğu cem mahkemesinde yargılanmak için durulan yeri anlatmak için de kullanılan bir deyimdir. Suç işleyen, hatalı görülen Yol eri, meydan yada meydan odasının ortasına çağırılarak sorgulanır, yargılanır, gerekirse hakkında durumuna uygun bir ceza verilir. Böylece bu uygulama sırasında cemaatin ve dedenin huzurunda yargılanan kimsenin bulunacağı şekil ve durumlar gösterilmeye çalışılmaktadır. Yargılanan meydan odasının ortasına gelir, ayaklarını mühürler, kollarını göğsünde çapraza alır, başı öne eğik durur. Sonraki aşamalarda uygun olan dar durumlarından birisi aldırılır. Dardan indirme töreni Hakk'a yürüyen hak yolcusu için göçüşünün üçüncü, yedinci ya da kırkıncı günü yapılan törene verilen addır.

DESTUR: İzin. Bir makamın bir konuda verdiği yola uygun müsaade.

DUDMAN-I BEKTAŞİYYE: Bektaşi ocağı. Yolağı.

DÜŞKÜN: Yolun yasak ve kurallarına uymayanlar. Tarikata aykırı davranan. Ayn-ül Cem'e alınmayan.

DÜVAZDE-İ İMAM: Oniki İmamlar'ın adlarının anıldığı nefeslere verilen ad.

EDEB: El, Dil ve Bel sözcüklerinin baş harflerinin birleştirilmesiyle (eline diline beline sahip ol) anlamındaki ifadedir. İlk defa Birinci Akabe biatında Mümtehine suresinin 12.Ayetiyle emredilmiştir. Bu ilke Bektaşilikte yasa haline gelmiştir.

EDEB YA HÜ: (Edeb ya Allah ) anlamındadır.Karşıdakini uyarmak için söylenir.

EL ELE EL HAKK'A: Hz.Muhammed, Hudeybiye'de Secer -i Rıdvan denilen bir ağacın altında altıyüz kadar ashaba el sunmuş; bu ashabda da Allah ve Resulun uğruna can ve başlarını feda etmekten, hiç bir savaştan, hiç bir kaza ve beladan yüz döndürmeyeceklerini, çekinmeyecekleri konusunda ahd ve yeminde bulunmuştur. Müslümanların, Hz.Muhammed'in eline yapışık, bağlılık göstermeleri karşısında hemen orada Fetih suresinin 18.ayeti inmiş, Bu ayette;

'Lekad radıyallahu anıl-mümine iz yübayiuneke taht eş secere- Andolsun Allah müminlerden, o ağacın altında sana biat ettikleri sırada hoşnut olmuştur.' buyurmaktadır. Böylece Hz.Muhammed ümmeti arasında derin, samimi ve kıyamete değin kutsal bağlılığın temeli atılmış oldu.

Bektaşiler ilk anayasa niteliği taşıyan bu 'el ele, el Hakk'a' ilkesine büyük önem ve değer vermişler, bunu 'Biat-ü Rıdvan' diye isimlendirmişler, hatta yolaklarının esasını bu dinsel olaydan almışlardır. Hz. Muhammed'le, Hz.Ali'den, oğulları Hasan-Hüseyin ve torunları diğer on iki imamlar aracılığıyla Hace Ahmet Yesevi, Pir Hacı Bektaşi Veli ve Balım Sultan kanalıyla tarikatların kapatılmasına değin yetkili ellerden bunu intikal ettirerek sürdürmüşlerdir. Bektaşiler, kendilerini bu "el ele, el Hakk'a " hükümlerine bağlı sayarak, İslamiyet’in ana hatlarından, temel ilkelerinden zerre kadar ayrılmamış, kendilerini kutsanmış bir topluluk saymışlardır. Hatta aynı surenin 10.ayetinde "O seninle el tutuşup söyleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile biatlaşıyorlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Kim ahdi bozar, döneklik ederse kendi aleyhine. Kim Allah'a verdiği ahda uyarsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir" buyrulmaktadır. Böylece Bektaşilerin tarikatlarını niçin bu esas üzerine inşa ettikleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hatta topluluklarını "Güruh-u Naci" ve yollarını da "Tarik-ı Nazenin" olarak isimlendirmişlerdir. Bektaşilerde ve Alevilerde "el" Tanrısal gücü simgeler. Onun için bir mürşide bağlanmaya "el almak" derler. Dedeye babaya biat etme yoluyla Hz.Muhammed'e ve Tanrı'ya biat etmiş sayılacaklarına inanırlar. Bir mürşide bağlanmayı, ondan nasip almayı, "el-etek sahibi olmak" ve nasip alma töreni de, bir eli mürşidin elinde diğeri eteğinde olarak bağlılık yemini etmeye ise"el-etek tutmak" derler. Yine Hz.Ali'ye bağlılığın bir kanıtı olarak O'nun adı geçtiğinde toparlanıp eli göğsüne ve dudaklarına götürerek selam vermeye, saygı göstermeye de "el, göğüs - dudak, yapmak" derler. Bağlılık ifadesi olarak mürşidin sağ elinin içini öperler. Tarikat yolunda belli deneyimlerden geçen birine durumuna uygun yetki vermeye de "el vermek" derler.

ELEST-İ BEZM: Tanrı tarafından yaratılan tüm ruhların, ilk kez Tanrı katında toplanmasıdır. Bu toplantıda Tanrı ruhlarının kendisine olumsuz soru sormak suretiyle biatlarını ister. (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye üç kez sorar. Ruhlar (Beli-Evet) (La-Hayır) diye cevap verirler. Diğer bir adı da (Kal-ü Bela,-evet sözü) toplantısıdır.

ELİFİ TAÇ: Bektaşilikte giyilen ucu ince yassı külahtır.

ENEL HAK: İlk defa Hüseyin Hallaç Mansur tarafından söylenen sözdür. Bir yoruma göre anlamı (Ben Hakk'ım)dır. Burada geçen Hak Allah anlamında değildir. Alevi - Bektaşiliği bilmeyen yazarlar, bu ifadeyi (Ben Allah'ım') şeklinde kaydederler. Bu davranışları ile Alevi Bektaşiliğe zarar verirler. Enel Hakk'ın ne anlama geldiğini, Mansur'un çağdaşı olan diğer bir Tanrı ereni şöyle açıklar: -Ben Hakk değilim (Enel Hak) demeyip ben batılım (Enel Batıl mı) deseydi? Görülüyor ki Enel Hak; ben Batıl değilim, Gerçeğim,Tanrı'yı en güzel şekilde tanıtan bir gerçeğim, demektir.

ER:Alevi-Bektaşi yolunda, edeb ve erkana saygılı, nefsine uymayan, karşı duran kimseye denir. Bir başka söyleyişle, gönül bilgisiyle donanmış, yücelme aşamalarından geçerek, gerçekliğe ulaşmış tarikat üyelerine verilen addır. Babanın kabul ettiği Dervişe 'er çiçeği' denir. Bütün tutkulardan, eksikliklerden arınmışlığı, gönül aydınlığını yüceliğini anlatır. Kendini eğiterek gerçeğe ulaşmış tarikat ehlinin bulunduğu aşamaya 'Erler katı' denir. Bir Pire bağlanmaya, böylece yolakta yükselme olanağı bulmaya da 'Er eteği tutmak' denir.

ERBAİN: Kırk gün süren oruçtur. Erbaini genellikle babalar, Halife babalar ve Halife (Mürşid) çıkarır. Erbaine başlamadan önce gusül abdesti alınır. Temiz elbiseler giyilir. Niyet edilerek erbaine başlanır. Erbain süresince hayvansal gıdalar yenmez. Ağır kokulu sebzeler örneğin soğan, sarmısak yenilmez. İftar akşamdan akşama yapılır. Sahura kalkılmaz. Özellikle gecenin tamamı ibadetle geçirilir. Çok az uyunur. Gündüz iş ve güçle uğraşmakla beraber gizli anış yapılır. Evrad ve tefekküre (Tanrı'yı düşünmeye ) erbain süresince devam edilir.

Kırkıncı gün kurban kesilerek erbainden çıkılır. Gusul abdesti alınır ve kesilen kurbanın etinden oruç bozularak erbain sona erdirilir. Erbainler içinde en ağır olanı 'Erbain-i aşura'dır. Muharrem ayından on gün önce başlanır. Muharrem ayının bitiminde sona erer. Hazreti Pir'in en çok tuttukları erbain, erbain-i aşure'dir.

ERÇİÇEĞİ: Mürşidin en çok sevdiği dervişe denilir.

ERENLER: Bektaşilikte canlar birbirlerine böyle hitap ederler. Anlamı biata ermiş, şeytanlıktan kurtulmuş demektir.

ERENLER DEMİ: Erenler cemi olarak da anılır. Ayni Cem ya da muhabbet toplantılarının diğer bir adıdır.
Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:      
Yeni başlık gönderBaşlığa cevap gönder


 Geçiş Yap:   



Sonraki başlık
Önceki başlık
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group :: Theme & Graphics by Daz :: Tüm zamanlar GMT
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.053