Tarih sahnesinde varoluşundan itibaren, tarihi süreç içerisinde çeşitli milletler tarafından: "Lucus Basara, Şogen, Aşhane, Kale " isimleriyle adlandırılan ilçe, bugünkü ismi olan "Aşkale"yi Türk devresinde almıştır.
MÖ 1700 yılında Hititler tarafından kurulmuş, bu yıldan günümüze kadar çeşitli milletlerin tarihine adeta bir köprü olmuş ve koynunda önemli medeniyetler barındırmıştır. Hititlerle başlayan Aşkale tarihi, Mısır medeniyeti ile daha da canlanmıştır. Asurlular ile Mısırlıların mücadelesine tanıklık yapan Aşkale, MÖ 1500 yılında Asurlular'ın eline geçmiştir. Tarihin en uzak çağlarıyla aydınlandığı yer olan günümüzün bu şirin ilçesi, uzun süren Asur Hükümdarlığı'ndan sonra, MÖ 9-6. asırlarda Urartular'ın elinde kalmıştır.
İkliminin soğukluğunu, tarih sahnesinde uzun süreli savaşların ısıttığı Aşkale, MÖ 606 yılında Persler’ in, daha sonra Kimmerler'in ve İskitler'in istilasına uğramış, 584 yılında Medler’in eline geçmiştir. Büyük liderlerin tarih yazdırdığı bir çağda, isminin büyüklüğü dünya tarihinden silinmeyecek olan Makedonyalı Büyük İskender, Aşkale’ye dünya tarihinde bir sayfa açmış, MÖ 325 yılında ele geçirdiği Aşkale’yi uzun süre hakimiyeti altında tutmuştur. MÖ 225 yılında Partlar’ın, 120 yılında Pontus-Rum İmparatorluğu’nun elinde kalmış olan Aşkale, MÖ 72 –70 yıllarında Ermeni devleti kurmak için Anadolu’yu işgal eden Rum kundakçı Loculus' un işgaline uğramıştır. Hint- Avrupa İpek Yolu üzerinde olması nedeniyle tarihte bütün milletlerin dikkatini çekmiş olan Aşkale, MS 395 yıllarında Doğu- Roma İmparatorluğu'nun, sonra sırasıyla Sasaniler’in, Hazerler'in , Elhamlılar’ın ve tekrar Bizanslılar’ın eline geçmiştir.
1071 sonrası Oğuz akıncılarına kapılarını açan Anadolu'nun bu yörelerinde de Türk'ün sesi duyulur ve Türkler, Aşkale topraklarını da kullanarak yeni mekanlara doğru yol alırlar. Ama yörenin Türkleşmesi ve islamlaşmasını, 1081 yılında bu toprakları Bizans'tan alan Saltuklular sağlamış ve artık Türk beyleri bu yerde otağlarını kurmaya başlamışlardır. Böylece Kop dağlarının doğu, Palandöken dağlarının batı uzantıları, otlakları ile yeni sakinlerinin yeni ülkesi olmuştur.
Türklerin eline geçen bölge, bundan sonra sırasıyla Moğollar'ın (1241-1242), İlhanlılar'ın (1256-1333), Ertani Beyliği'nin (1333-1337), Karakoyunlular'ın (1337-1379) hakimiyetinde kalmış, 1379-1386 yıllarında Timur'un istilasına uğramıştır. 1473 yılında yapılan Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Akkoyunlu Uzun Hasan’ın eline geçen Aşkale ve civarı, kumandanlarından Elvent Bey’in payına düşmüştür. Bu devlet yıkıldıktan sonra 1502 yılında Safaviler'in ele geçirdiği Aşkale, 1514 yılında Çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlılar'ın eline geçmiştir. Hatta Çaldıran Savaşı'na giden Yavuz Sultan Selim Aşkale ile Kandilli arasında bulunan Kesikköprü bölgesinde ordusu ile konaklamış, halen Padişahtepe olarak bilinen bu yerde otağını kurmuştur.
Artık Osmanlı'nın hakimiyetine giren Aşkale'nin, kuzeyini ve güneyini saran sıra dağların batı istikametinde birleşerek bir düğüm oluşturması, Doğu Anadolu'nun savunması için son kapı durumundadır. Bu özelliği ile Aşkale, daha önce bölgeye hakim milletlerde olduğu gibi, Osmanlı için de stratejik nokta kabul edilmiş ve önem kazanmıştır.
27 Haziran 1829 tarihinde Ruslar tarafından işgal edilen Aşkale, 14 Eylül 1829' da imzalanan Edirne Muahadesi ile Rus işgalinden kurtarılmış, 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Harbi’nde ( 93 Harbi ) Ruslar tarafından ikinci kez işgal edilmiştir. Bu işgal sırasında Aşkale’deki kömür yataklarına önem veren Ruslar, şoseden Yeniköy’e kadar demir yolu inşa etmişlerdir. Halkın "Darhat" dediği dakovil yolu, aslında hem ulaşım, hem de Kükürtlü kömürünün nakli için inşa edilmiştir.
I. Dünya Savaşı sırasında 16 Şubat 1916’da Aşkale, Ruslar tarafından yeniden işgal edişmiş, 1917 yılında Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali nedeniyle, Rus birlikleri yerlerini dörtyüz kadar eli silahlı Ermeni çetesine bırakarak çekilmişlerdir. Tarihin talihsizliğinin yaşandığı bu dönemde Aşkale, tarihinin en karanlık günlerini Ermeni zulmü ile yaşamıştır. Ermeniler çirkin yüzlerini Aşkale yerli halkı üzerinde yapmış olduğu akıl almaz zulüm ve işkencelerle göstermiş, barbarlıklarını tarih sahnesine bir kez daha yansıtmışlardır. Bu karanlık günler, Kazım Karabekir komutasındaki düzenli ordunun taarruzuna milis güçlerinin de katılımıyla sona ermiş, 3 Mart 1918' de Aşkale işgalcilerden kurtarılmış, asli sahiplerinin eline geçmiştir.
Milli devletin kuruluşu aşamasında vilayet ve milli kongrelerde Aşkale delegeleri aktif rol oynamıştır. Bu arada Erzurum Kongresi için teşrif eden Mustafa Kemal Paşa'nın 3 Temmuz 1919'da Aşkale’den geçişini ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimine girişini Aşkaleliler coşku ile yaşamıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu sefer Reis-i cumhur sıfatıyla, Eylül 1924 sonunda Aşkale yöresinden Yeniköy yolunu kullanarak Hasankale'deki deprem bölgesine gitmiştir.
1923’de Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte yapılan mülki taksimatta nahiye olarak, o zamanlarda Erzurum iline bağlı olan Tercan ilçesine bağlı iken, 1935 yılında Tercan ilçesinin Erzincan iline bağlanması üzerine, yine nahiye olarak Erzurum merkezine bağlanmıştır.
Atatürk’ün son zamanlarında Aşkale’de mutlu bir hadise daha yaşanmış, bu güne kadar hüküm süren çeşitli devletler zamanında köy ve nahiye konumunda olan Aşkale, 1937 de kaza olmuştur.
NOT:Alıntıdır